← Tüm makaleler
Avrupa kültürünü keşfet · 8 Ekim 2026

Söz gümüşse, sükût altındır

Bir insan hiçbir şey söylemediğinde aslında ne söyler? Bellinzona’daki Sconfinare Festivali’nde oyuncu Fabrizio Gifuni ile dil araştırmacısı Stefano Bartezzaghi sessizliğin taşıyabileceği anlamların peşine düşüyor.

Çizim tarzındaki tiyatro sahnesinde iki genç birbirlerinden uzakta oturuyor. Biri konuşup elleriyle anlatırken diğeri sessizce dinliyor; sahnenin kenarında müzik aletleri bulunuyor.
Kimse cevap vermese bile sahne susmaz: bakış, duruş, mesafe ve nefes hikâyeyi anlatmaya devam eder. Görsel kaynağı: ISKRA SMOKA

Birinin sana “Sana inanıyorum” dediğini düşün. Şimdi aynı cümleyi bir kez daha hayal et. Bu kez araya bir duraklama giriyor. Yana çevrilen bir bakış. Belki bir nefes.

“Sana… inanıyorum.”

Kelimeler aynı. Ama birden ortamda başka bir şey belirebilir. Belki kuşku. Belirsizlik. Hayal kırıklığı. Ya da yalnızca doğru düşünceyi bulma çabası. Sonra karşındaki insan hiçbir şey söylemiyor. Bu ne anlama geliyor?

Hiçbir şey söylememek çok şey söylediğinde

“Söz gümüşse, sükût altındır” der bir Türk atasözü. Başka diller de benzer bir düşünceyi kendi imgeleriyle anlatıyor. İspanyolcada değerli madenler yerine oldukça canlı bir görüntü var: En boca cerrada no entran moscas – kapalı ağza sinek girmez.

Ama sessizlik o kadar basit değil. İnsan söyleyecek söz bulamadığı için susabilir. Hayal kırıklığından ya da öfkeden. Çaresizlikten, korkudan veya utançtan. Bazen başkasını düşündüğü için susar. Bazen hayranlıktan. Bir de yanında tek kelime etmeden oturabileceğimiz ve bundan bir saniye bile rahatsız olmadığımız insanlar vardır.

Üstelik sessizlik ifadesizlik demek değildir. Bir bakış, omuzların duruşu, birden nereye konacağını bilemeyen eller ya da birinin koruduğu mesafe, ağzın söylemediği bir şeyi anlatabilir. Fakat bu dilin tek bir anlamı yoktur. Sessizliğin altyazısı bulunmaz. Onu yorumlamak zorundayız – ve yanılabiliriz.

Duraklama boşluk değildir

Müzisyenler bunu iyi bilir. Bir es, iki nota arasındaki boş bir delik değildir. Eserin ritminin parçasıdır. Kısa bir duraklama ölçüyü değiştirebilir, uzun bir duraklama gerilim yaratabilir. Bir girişten önceki sessizlik, bir sonraki sesi özellikle dikkatle beklememizi bile sağlayabilir. Tiyatroda neden farklı olsun?

Bellinzona’daki Sconfinare Festivali’nde bugün tam da bunu, dile çok farklı yönlerden yaklaşan iki kişi konuşuyor: oyuncu Fabrizio Gifuni ile dilbilimci ve göstergebilimci Stefano Bartezzaghi. Festival şu sorunun peşine düşüyor: Yazılı bir cümle bir oyuncunun bedeninden, sesinden ve yüzünden geçtiğinde ne olur ve sessizlik ne zaman anlatının bir parçasına dönüşür? Söyleşi saat 18.30’da başlıyor. Ardından Il capitale umano filmi gösteriliyor.

Sessizlik üzerine iki kelime

Bartezzaghi dil, göstergeler, kelime oyunları ve şeylere yüklediğimiz anlamlarla uğraşıyor. Buna rağmen 2026’daki bir röportajda sessizlik hakkında sorulan bir soruya dikkat çekici ölçüde kısa cevap verdi. Büyükannesinin torunlarına Napoli lehçesinde aktardığı bir düşünceyi anlattı. Bunu kabaca şöyle özetliyor: Dilin altında bir hazine vardır. İnsan ağzını anlamlı bir şey söylemek için açmalı – bazen de susmanın yeri vardır.

Röportajı yapan kişi bunun üzerine sessizliğin ne zaman daha anlamlı olduğunu sordu. Bartezzaghi şöyle cevap verdi:

“Quasi sempre.”

Neredeyse her zaman. Görünüşe göre daha fazlasını söylemesine gerek yoktu.

Önce ses, sonra nefes

Gifuni aynı soruya başka bir yönden yaklaşıyor. Ona göre oyunculukta ses ile beden birbirinden ayrılamaz. Bir karaktere nasıl bu kadar yaklaşabildiği sorulduğunda alışılmadık bir yol tarif etmişti: Önce karakterin sesini dinliyor. Sonra nefesini arıyor. Nefes aracılığıyla bedene ulaşıyor.

Böylece bir duraklama da bedensel bir boyut kazanıyor. Metinde o anda söylenecek bir cümle olmaması, oyuncunun oynamayı bıraktığı anlamına gelmez. Nefes almaya devam eder. Bakar. Durur ya da hareket eder. Karşısındaki oyuncu tepki verir. Seyirci izler. Yüz ifadesi ve beden duruşu, o anda kimsenin söylemediği kelimelere dönüşebilir.

Bazen sessizlik böylece son derece rahatsız edici bir anlam da kazanır.

Altın olmayan bir sessizlik

Gifuni bunu kendi tiyatro çalışmalarından biliyor. Projelerinden birinin başlığında bile sessizlik var: Con il vostro irridente silenzio – “Alaycı sessizliğinizle”. Bu çalışmada, İtalyan siyasetçi Aldo Moro’nun 1978’de 55 gün süren tutsaklığı sırasında yazdığı mektuplar ve metinlerle çalışıyor. Gifuni burada kelime ile sessizlik arasında neredeyse tersine dönmüş bir ilişki tarif ediyor: Moro durmaksızın yazarken başkaları onun sözlerini reddediyor, çarpıtıyor, alaya alıyor ya da duymak istemiyordu.

Bu, yan yana oturup konuşma ihtiyacı duymayan iki arkadaşın sessizliğinden bambaşka. Sahneyi dikkatle izleyen bir seyircinin sessizliğinden de farklı. Sessizlik yakınlık anlamına gelebilir, ama mesafe de. Düşüncelilik ya da reddediş. Düşünme ya da çaresizlik.

Belki de bu yüzden ilk sorulması gereken şey birinin neden sustuğu değil, şudur:

Biri hiçbir şey söylemediğinde sen ne duyduğunu sanıyorsun?